EDEBİYAT , Pauline Melville � Hayaletlerin Göçü

Bu yazıyı yazmak için bilgisayar başına oturduğumda bu kadar garip şeyle karşılacağımı hiç ummuyordum. Basit ve sade bir anlatımla size kitpla ilgili düşüncelerimi anlatacak ve daha sonra da şu anda okumakta olduğum kitabıma geri dönecektim ancak yazma esnasında karşılaştığım bazı ilginç olaylar yazı yorumunu bırakıp size bu olayları anlatma isteği uyandırdı içimde. Sadece en sevdiğim kupamın içindeki taze demlenmiş çayım, içinden sadece bir dal sigara alınmış sigara paketim ve fonda her yazı yazdığımda açmayı adet edindiğim şarkılardan biriyle oturduğumda yazının başına, birden o garip adamı gördüm ve bu ilginç adamın görüntüsü her şeyin başlangıcı oldu benim için. Şu an bile bu yaşadıklarımın gerçeklikle bağlantısının ne ölçüde güçlü olduğunu bilemiyorum.
Şu ilginç adamdan bahsediyordum; daha önce bu civarda hiç görmediğim bir adamdı bu, yüzünde bir şeyleri anlayamamış bir insanın ifadesi ve çekkingenliği ile ortalıkta dolaşıyordu. Hiç göz göze gelemedik ama bu adamın zamanında önemli bir adam olabileceği düşüncesi hasıl oldu içimde. Belki de kriminal bir vakaya şahit oluyor olabilirdim çünkü adamın boynunda akmakta olan kanın kırmızısını oturduğum yerden bile görebiliyordum. Gözlerimi bir an için bu garip adamdan ayırdığımda, adam çoktan yok olmuştu bile ve bu adamın kaybolduğu yerde en az onu kadar şaşkın bir papağan durmaktaydı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan papağan yere bir takım işaretler çizip gagasıyla, kayboldu gitti. Kalktım ve ne olduklarını görmek için oraya gittim. Sanki bir papağanın buralarda olması yeterince garip ve saçma değilmiş gibi yerdeki işaretler benim anlamaktan aciz kaltığım bir matematik denklemi idi. 
Tam bilgisayarımın başına dönmek için yönelmişken omzuma zarif olduğunu hemen hissettiğim bir el dokunda, sanki refleks olarak aniden geri döndüm. Karşımda bir pandomim oyuncusu vardı. Yüzündeki makyaj yaşını gizlemeye yetmiyordu bu yaşlı pandomimcinin. Benle konuşmayacağını anında anlamıştım. Yüzünde hüzünlü bir bakışla bana uzun uzun baktı. Ve dönüp arkasını sanki bir sahne şovundan ayrılırmış gibi uzaklaştı. Ben de hızla geri döndüm ve elinde tabak çanakla koşturan bir kadına çarptım. Kadın, büyük bir talih eseri elindekileri düşürmemeyi başarmıştı ve o kısa anda anladığım kadarıyla taşıdıkları onun için çok mühimdi.
Kadını hemen unutup bilgisayarımın başına döndüm. Ama sözün gelişi bilgisayarımın başı dedim zira ortada bilgisayar yoktu. Onun yerinde iki tane kalem durmaktaydı. Kalemlerde de bir gariplik olduğunu sezmiştim çünkü bugün her şey her zaman olduğundan farklı idi. Kalemleri denediğimde birinin her zaman doğruları diğerinin ise her daim yalanları yazdığın fark ettim. Ben de tıpkı büyük yazar Pauline Melville gibi bu yazıyı hangi kalemle yazdığımı size söylemeyeceğim. Siz kitabı alın ve bu gizemi çözmeye uğraşın ya da sadece hayaletlerin geçişini izleyin...

İnsan Olun Biraz...
İlgili Konular EDEBİYAT , Pauline Melville

2 yorum

  1. Nuran says:

    Hangi kalemle yazdığınız değil, kalemi nasıl kullandığınız önemli. Bütün kalemler yakışıyor elinize.

  2. Mephisto says:

    yazıyı okurken sola devrilir gibi oldum. utanmasam 'oha' diyeceğim.

    çok iyiydi yahu!

Yorum Gönder